Bazı hayatlar bir dönemin tanıklığını omuzlarında taşır. Rahmi Yıldırım işte o hayatların en dirençli duraklarından biriydi.
1980 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri'nde subaydı.
?Bir sabah üniformayla başlayan yolculuk, rüzgârın tersine dönmesiyle demir parmaklıkların gölgesine düştü. 12 Eylül fırtınası sadece bir yönetimi değil, binlerce hayatı devirdi. Yıldırım da o fırtınanın ortasında kaldı. Emir komuta zincirini kırıp, darbeye karşı çıktı.
Yargılandı, cezaevine girdi ama kırılmadı. Tıpkı omuzunda taşıdığı o küçük dostu gibi; kışın sertliğine, doğanın acımasızlığına karşı pes etmeyen, her zaman bir çıkış yolu bulan o çevik ruhu kuşandı.
?Silahı bıraktı, kaleme sarıldı.
?Bir sincabın kışa hazırlık yaparken en değerli tohumları toprağın derinliklerine saklaması gibi, o da gerçeği ve hafızayı toplumsal belleğin derinliklerine ekti. Çağdaş Gazeteciler Derneği çatısı altında, gazeteciliği sadece bir meslek değil, bir "hakikat istifçiliği" olarak gördü. Haberin peşinden koşarken, o küçük canlının ağaca tırmanışındaki kararlılığıyla baskıların, yasakların ve gözaltıların üzerine çıktı.
?Onun hikâyesi, Türkiye’de gazeteciliğin de özeti aslında.
Baskıyla susturulmaya çalışılan, ama her seferinde bir meşe palamudu sessizliğinde yeniden filizlenen bir irade…
?Omuzundaki sincap bir duruşun sembolüydü.
Sessiz, dikkatli ama her an tetikte.
Zor zamanlarda rızkını taştan çıkaran bir sabır.
?Onun gazeteciliği sadece bilgi aktarmak değil; bazen herkesin unuttuğunu hatırlatmak, bazen de herkes sustuğunda omuzundaki o doğallıkla gerçeği anlatmaktı.
?Şimdi geriye bir isimden fazlası kaldı.
Bir duruş, bir ses ve asla boyun eğmeyen bir miras...
1987 yılında Çağdaş Gazeteciler Derneği'nin yarışmasında onun elinden ödül aldığım için onurluyum.
?#rahmiyıldırım