MENÜ
İzmir 16°
Gündem Çeşme
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Atilla Köprülüoğlu
YAZARLAR
3 Haziran 2026 Çarşamba

"KAÇ ŞAİR VAR NÂZIM HİKMET MİSÂLİ ŞU YERYÜZÜNDE ?’’

 

"Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,

yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,

hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,

ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,

yaşamak yanı ağır bastığından."

(Nâzım Hikmet-1947)

 

****

 

Şiir yazdı, umut saçtı.

Sol göğüs altındaki cevahiri asla karartmadı...

Ömrünün 13 yılı hapiste geçti...

Bu 13 senelik hapis, doğrudan doğruya işlediği bir suçun karşılığı değildi.

İfadesiyle, "Uydurulmuş bir suçun, omzuna yüklenebilir suçun cezasıydı."

Hopa'da, "Yedi Tepeli Şehir" dediği İstanbul’da, Ankara 'da, Çankırı'da ve en son Bursa'da hapis yattı. Çile çekse de yılmadı...

İçerde yılları alabildiğince yavaş geçti, günlerden uzun olsa da o hep; "Olsun be" dedi...

Hapiste bile zaman yetmedi BüyükŞair'e...

Hapislik arkadaşları;

"Türkiye 'nin Gorki"si Orhan Kemal'di...

Kemal Tahir'di!

Kendi ifadesiyle, "renkten cennetler yaratan"

İbrahim Balaban'dı...

Hiç üşenmeden gariplerin dilekçelerini, mektuplarını yazardı cezaevinde...

Sonra ranzasına çekilir, uykusuzluğa direnir, şiirler yazardı...

Üretkenliği tartışılmazdı...

Örneğin "Şeyh Bedrettin Destanı"nı, "Taranta Babu''yu, Türkiye 'nin Kurtuluş Savaşı 

"Kuvay-i Milliye Destanı"nı, "Memleketimden İnsan Manzaraları"nı koğuşunda yazdı!

"Türkçem, benim ses bayrağım" diyerek!

Zaman zaman kızdı köpürdü, "nasıl öfkelenmem" dedi, voltasını attı...

 

****

"Çekilmez zorluklar çekti" der onun için Fakir Baykurt ve ekler;

"Şiirleri cezaevinden polisin bilmediği hiçbir zaman da bilemeyeceği yollardan çıkar, en çok basılan şiir kitabından daha fazla çoğaltılır, polis  onları bulup almadan ezberlenir, durmadan  okunur, okunurdu.

O, şiirden başka tiyatro, senaryo, roman, öykü, makale, polemik, inceleme gibi pek çok türde yapıt verdi. 

Ama hepsinde şairdi!

Şu anda dorukta dünya şairleri arasında duruyor.

Yıldız gibi pırıl pırıl parlıyor Nâzım Hikmet..."

 

****

Nâzım bu ülkenin, bu toprakların en çok yazan, hakkında da en çok yazılan şairidir; tartışmasız...

Peki o kendini nasıl yazmış.

İşte "Otobiyografi";

 

"1902’de doğdum

doğduğum şehre dönmedim bir daha

geriye dönmeyi sevmem.

üç yaşımda Halep’te paşa torunluğu ettim

on dokuzumda Moskova’da komünist Üniversite öğrenciliği

kırk dokuzumda yine Moskova’da Tseka-parti konukluğu ve

on dördümden beri şairlik ederim.

 

kimi insan otların  kimi insan balıkların çeşidini bilir

                                                                           ben ayrılıkların

kimi insan ezbere sayar yıldızların adını

                                                    ben hasretlerin

hapislerde de yattım büyük otellerde de

açlık çektim açlık grevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir

           

otuzumda asılmamı istediler,

kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini

                                                                                  verdiler de

otuz altımda yarım yılda geçtim dört metrekare betonu

elli  dokuzumda on sekiz saatte uçtum Prağ’dan Havana’ya.

 

Lenin’i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924’te

961’de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır

partimden koparmağa yeltendiler beni

                                                           sökmedi

yıkılan putların altında ezilmedim

 

951’de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün

52’de çatlak bir yürekle dört ay sırt üstü bekledim ölümü

 

sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım

şu kadarcık haset etmedim Şarlo’ya bile

aldattım kadınlarımı

konuşmadım arkasından dostlarımıniçtim ama akşamcı olmadım

 

hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı, ne mutlu bana

başkasının hesabına utandım yalan söyledim

yalan söyledim başkasını üzmemek için

               ama durup dururken de yalan söyledim

bindim tirene, uçağa, otomobile,

çoğunluk binemiyor.

operaya gittim,

çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın

çoğunluğun gittiği kimi yerlere ben de gitmedim 21’den beri

                    camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye,

                    ama kahve falına baktırdığım oldu

yazılarım otuz kırk dilde basılır

                Türkiyem’de Türkçemle yasak

 

kansere yakalanmadım daha

yakalanmam da şart değil

başbakan filân olacağım yok

meraklısı da değilim bu işin

 

bir de harbe girmedim

sığınaklara da inmedim gece yarıları

yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında

ama sevdalandım altmışıma yakın

sözün kısası yoldaşlar

bugün Berlin’de kederden gebermekte olsam da

                                              insanca yaşadım diyebilirim

ve daha ne kadar yaşarım,

                              başımdan neler geçer daha                                                             kim bilir.                                                            

                                                                               (11 Eylül 1961, Doğu Berlin)

 

****

Onu "vatan haini" diye yaftaladılar.

"Şiiri silah, silahı şiir" na yaptı?

Ne yapacak, muazzam dizelerle cevap verdi.

İşte "Vatan Haini"; 

 

"Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt

           hainiyim, ben vatan hainiyim.

Vatan çiftliklerinizse,

kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,

vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,

vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,

fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,

vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,

vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,

ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,

vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,

vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,

                            ben vatan hainiyim.

Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :

Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."                                                                            (28 Temmuz 1962)

 

****

 

Sürgünde yazdı en güzel memleket şiirini.

Prag sokaklarında, başında kasketi vardır, sırtında mintanı. Adını da 

"Yine Memleketim Üstüne Söylenmiştir " koydu;

 

"Memleketim, memleketim, memleketim,

ne kasketim kaldı senin ora işi

ne yollarını taşımış ayakkabım,

son mintanın da sırtımda paralandı çoktan,

                         Şile bezindendi.

Sen şimdi yalnız saçımın akında,

                        enfarktında yüreğimin,

                 alnımın çizgilerindesin memleketim,

memleketim,

memleketim..."

 

****

 

61 yıla sığmış 

yaşamı; "tepeden tırnağa şiir, insan, hasret, ümit, sevdadan ibaretti" Nâzım Hikmet'in!

"Kavganın adsız neferiydi." o!..

"Yaşamak" onun için 

"bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine"ydi.

Yüreği ile görmesini bilendi. 

Şiirini tanımlarken “Kökü yurdumun topraklarındadır” derdi.

Öyle bir köktür ki, bu dallarıyla tüm insanlığa ve medeniyetlere ulaşırken zaman etkisini kaybederdi.

Nâzım’ın “Mukaddes ümidi, güzel günlerin bir gün geleceğine olan inancı”, milyonların dilinden düşmeyen bir “umut türküsü”dür. 

Işık saçan şiirleri, Türkçe’ye güç kazandırmıştır.

BU DÜNYADAN 

NÂZIM GEÇTİ...

 

****

Son şiiri de bu yazının sonu olsun;

 

"Gelsene dedi bana 

Kalsana dedi bana 

Gülsene dedi bana 

Ölsene dedi bana 

 

Geldim

Kaldım

Güldüm

Öldüm"

 

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2026 Gündem Çeşme