
Bir zamanlar, Anadolu’nun taşına sinmiş serinliğin içinde, Latmos’un eteklerinde bir köylü yaşardı.
Adı Dorion’du.
Karya’dan kalma bir soyun çocuğu, Doğu Roma’nın sade bir yurttaşıydı.
Ne saray görmüştü ne de altın.
Ama bir şeyi çok iyi biliyordu.
Su kutsaldı.
Babası ona şöyle demişti.
“Toprak susuz kalırsa ölür ama insan susuz kalırsa unutur.”
Dorion, çocukluğunu bir pınarın başında geçirdi.
Kayaların arasından süzülen o ince sesin, aslında bir uygarlığın dili olduğunu orada öğrendi.
Köye gelen bir memur bir gün Latince bir cümle kurmuştu.
“Aqua vita est.”
Yani: Su hayattır.
Ama Dorion için su, sadece hayat değildi.
Hukuktu.
Roma’nın eski yasalarında, suyun akışı kesilemezdi.
Kimse kaynağın yönünü değiştiremez, kimse pınarı kapatamazdı.
Çünkü su, bir kişinin değil, herkesindi.
Dorion okuma yazma bilmezdi.
Ama “ius aquae”yi bilirdi.
Yani su hakkını.
Komşusunun tarlasına akan suyu kesmezdi.
Kurak yazlarda bile pınarın başına taş dizip yönünü değiştirmezdi.
Çünkü suyu kesmek, sadece toprağı değil, komşuluğu da kuruturdu.
Her sabah testisini doldurur, önce yaşlıların evine uğrardı.
Çünkü suyun adaleti, paylaşmakla başlardı.
O dönem tarihçisi Vitruvius şöyle yazmıştı.
“Bir kentin medeniyeti, suyu nasıl kullandığıyla ölçülür.”
Ve gerçekten de öyleydi.
Bir yerde su özgür akıyorsa, orada hayat da özgürdü.
Aradan iki bin yıl geçti.
Aynı topraklara bu kez kravatlı adamlar geldi.
Ellerinde dosyalar, arkalarında makineler.
Bir tanesi kameraya dönüp şöyle dedi.
“Bu suyu ekonomiye kazandıracağız.”
Pınara “atıl kaynak” dediler.
Dereye “boşa akan varlık”.
Köylünün içtiği suya “verimsiz kullanım”.
Suyun yönünü değiştirdiler.
Boruya aldılar.
Satışa çıkardılar.
Ve ilk kez o gün, su sessizleşti.
Bunu duyunca Dorion mezarında döndü.
Çünkü onun zamanında, bir pınarı kapatan cezalandırılırdı.
Bugün ise kapatan ihale alıyor.
İki bin yıl önce suyu kesmek suçtu.
Bugün suyu satmak kalkınma sayılıyor.
Köylüler hâlâ aynı yerde.
Aynı dağın eteklerinde.
Ve tıpkı Dorion gibi sesleniyorlar.
“Bu su sadece akmıyor…
Bizi birbirimize bağlıyor.”
Dorion bir köylüydü.
Ama bu toprakları yöneten pek çok kişiden daha fazla hukuk bilirdi.
Çünkü onun yasası kitaplarda değil, akarsu yatağında yazılıydı.
Ve suyun hafızası vardı.
Unutmazdı.