Alaçatı’nın ovaları vardır; rüzgârı kadar sessiz, toprağı kadar anlatkan… Bu ovalar sadece ekilip biçilen alanlar değildir; her biri geçmişten bugüne taşınan birer hatıradır. İşte bu ovalardan biri de yıllardır adıyla merak uyandıran Hurmalı Ovasıdır.
İsmi duyanın aklına ister istemez hurma ağaçları gelir. Bugün internete sorulduğunda da çoğu zaman aynı cevap çıkar karşımıza:
“Hurma ağacının yetiştiği yer.”
Oysa Alaçatı’nın toprağı, iklimi ve hafızası bize bambaşka bir hikâye anlatır. Hurma ağacı çöl iklimini sever. Kavurucu sıcaklar, uzun ve rüzgârsız yazlar ister. Geceleri bile sıcaklığın düşmediği coğrafyaların ağacıdır hurma. Alaçatı ise yazın serinleten rüzgârıyla, kışın nemli ve serince havasıyla bambaşka bir iklim kuşağında durur. Bu topraklarda hurma ağacının tarih boyunca geniş alanlar kaplaması mümkün değildir. Kısacası Hurmalı Ovası’nın adı, bildiğimiz hurma ağacından gelmez.
Peki nereden gelir? Ege’de yer adları çoğu zaman üründen değil, toprağın karakterinden doğar.
Bir yerin adı; orada ne yetiştiğinden çok, toprağın ne verdiğini anlatır. Hurmalı Ovası da büyük ihtimalle bereketiyle, ürün bolluğuyla; ekilen, biçilen, harman kurulan bir alan olmasıyla anılmıştır. “Hurmalı” sözcüğü burada bir meyveyi değil, verimi, bolluğu ve toprağın cömertliğini ifade eder. Yani bu isim, doğadan çok insan emeğinin izini taşır.
Zamanla kelimeler anlam değiştirir. Sözcük kalır, hikâye silikleşir. Bugün Hurmalı dendiğinde akla hurma gelmesi bundandır. Oysa geçmişte bu ad, o ovada çalışan insanların alın terini, bereketli hasadı, dolu ambarları anlatıyordu.
Yer adları böyledir; sessizdir ama sabırlıdır. Anlaşılmayı bekler. Bugün Google’a sorduğumuzda karşımıza çıkan tanımlar, kelimenin sözlük karşılığını verir; ama yerin ruhunu anlatmaz. Çünkü ruh, haritalarda değil, hatıralarda yaşar. Alaçatı’da her yer adı, geçmişten bugüne taşınan bir bellektir.
Hurmalı Ovası da bu belleğin önemli parçalarından biridir. Ne bir hurma
bahçesidir ne de çöl parçası…
O, Alaçatı’nın bereketli topraklarının sessiz tanığıdır. Yer adlarını doğru okumak, bu toprakları doğru anlamaktır. Çünkü bir ismin ardındaki gerçek, çoğu zaman toprağın kendisinden değil, o toprakla kurulan hayattan gelir.
Kalın sağlıcakla…