MENÜ
İzmir 16°
Gündem Çeşme
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
ALAÇATI KİTAP GÜNLERİ'NDEN NOTLAR VE BİR ÇAĞRI
Ömer Önal
YAZARLAR
2 Haziran 2026 Salı

ALAÇATI KİTAP GÜNLERİ'NDEN NOTLAR VE BİR ÇAĞRI

  Bu yıl 8-9-10 Mayıs günleri, Alaçatı sokaklarında kitaplar yine ortalıkta gezindi. “Alaçatı Kitap Günleri” bu yıl insanları bir araya getirdi. Ben de o günlerin ortasında kendi küçük sorumluluğumu taşıyordum: 9 Mayıs'ta, ilk kez düzenlenen bir kitap ve edebiyat dolu bu etkinliğin hazırlığıyla hem heyecanlı, hem yorgun, hem gururlu, hem de tedirgin bir hâldeydim. Zaman zaman böyle olur; bir şeyin tam ortasındayken onu bütünüyle göremezsiniz. Anlam, ancak sonra çöker insanın üstüne.

  Bu günlerin en değerli anlarından biri, tiyatro ve sinema sanatçısı, çok değerli Hakan Bilgin ile Vintage Otel’de gerçekleştirilen  söyleşiydi. Hakan Bey'in "Farkıma Takılanlar" adlı kitabı, etrafımızdaki dünyaya duyarlı bir gözle bakmayı, sıradan anların içindeki derin anlamları fark etmeyi öğütleyen kıymetli bir yapıt. Söyleşi boyunca Hakan Bey'in paylaştıkları beni derinden etkiledi ve aydınlattı: İnsanlarla sağlıklı ilişki kurmanın yolu eleştirmekten değil, anlamaktan geçiyor. Doğru sözü, doğru zamanda ve doğru bir yumuşaklıkla söylemek; karşındaki insanı kırmadan, yargılamadan ikna edebilmek... Bu hem bir sanat hem de bir erdem. Hakan Bey bunu yalnızca söylemekle kalmadı; içimde dağınık duran bu duyguyu toparlayıp önüme koydu. Kendisine bu değerli bilgeliği ve içten anlatımı için yürekten teşekkür ederim.10 Mayıs'ta ise Bey Evi Otel'de Zeliha Birtek'in "Sosyal Çürüme" söyleşisine yetişebildim. Bu söyleşi beni derinden sarstı. Ama bu sarsılma bir yıkılış değildi; daha çok suyun altından çıkmak, yeniden nefes almak gibiydi. Bazen doğru sözler insanı yıkmaz; tam tersine, yıllardır hissettiği ama adını koyamadığı şeylere bir isim verir. O gün de böyle oldu.

  Sosyal çürüme derken ne anlıyoruz? Sadece ahlaki bir bozuluşu değil; insanın insana yabancılaşmasını, birbirine sırt dönen bireylerin oluşturduğu o soğuk kalabalığı anlatıyoruz. Bağlar zayıflıyor, kurumlar eriyor, insan bir tüketim nesnesine dönüşüyor. Ve bu çürümenin en acı yüzü, gençliğin ve yetişmekte olan neslin tam da bu ortamda anlam arayışına çıkmasıdır.

  "Farkıma Takılanlar" kitabını okurken şunu düşündüm: Parklar, şehrin en demokratik yerleridir. Ne bileti vardır ne de bir ayrımı. İnsanlar orada bazen konuşur, bazen sadece yan yana oturur. Ama o sessizliğin içinde bile birbirini anlama duygusu vardır. Çünkü insan, yalnız yaşamaya değil; paylaşmaya, yakın olmaya ve birbirini hissetmeye programlanmıştır.

  Palyatif toplum diyorum ben buna. Acıyı uyuşturmak için tasarlanmış bir düzen. Ekranlar, tüketim, gürültü... Bunların hepsi gerçek acıyı örtbas etmek için var. Ama gerçek ihtiyaç basit ve eskidir; asırlar boyunca hiç değişmemiştir: Birileri bize bakacak. Birileri bizi görecek. Birileri bize dokunacak, sarılacak. Edebiyat tam da burada devreye giriyor. Roman ve şiir, başka bir insanın içinden geçmek demektir. Kitap okurken biz aslında yalnız değiliz; asırlar öncesinden ya da komşu şehirden biri bize seslenmiş, biz de onu duymuşuz. Bu buluşmada ne sertlik var ne kavga; yalnızca bir ses ve onu dinleyen bir kulak. Belki de toplumsal şifanın ilk adımı bu kadar basittir: dinlemek.

  Bugün sokaklarda, trafikte, maçlarda ya da günlük hayatın içinde gördüğümüz sertlik ve öfke, aslında insanın gerçek doğası değildir. İnsan bazen hayatın yüküyle yorulur, kırılır ve öfkesini dışarı taşır. Ama bir insanın öfkesini yine başka bir öfkeyle büyütmek yerine, güzel bir sözle, sakin bir tavırla ve anlayışla azaltmak mümkündür. Hakan Bey'in de vurguladığı gibi: eleştiri değil, ikna; yargı değil, anlayış. Çünkü anlayış, çoğu zaman en büyük ikna gücüdür. Maçlarda küfür yerine saygı, sokaklarda kavga yerine selam, hayatın içinde ise birbirini anlamaya çalışan insanlar çoğaldığında şehirler de güzelleşecektir. Gerçek güç bağırmakta değil; karşındaki insanın öfkesini sakinliğe dönüştürebilmektedir. Belki de insan olmanın en güzel tarafı budur: Aynı gökyüzünün altında, birbirimizi incitmeden yaşayabilmek.

  Alaçatı Kitap Günleri'nde gördüğüm genç yüzler beni umutlandırdı. Onlar sert değil; onlar arayışta. Birbirlerine kızmak yerine anlamak istiyorlar. Birbirinin üstüne çıkmak yerine birbirinin yanında durmak istiyorlar. Ve bu istek, belki de en devrimci duygudur. Çünkü bizi bu hâle getiren sistem tam da bu dayanışmayı yok etmek istiyor. Yeni bir dünya kurmak istiyorsak, önce birbirimize sarılmayı öğreneceğiz. Her şey tartışmaktan değil, kucaklaşmaktan başlayacak. Kitaplar bunu zaten biliyor. Onların arasında geçirdiğimiz her an, bize bunu fısıldıyor.

Saygı ve sevgilerimle.

Sağlıcakla kalın…

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2026 Gündem Çeşme