“Havada tüy.
Havada kuş.
Havada kuş soluğu kokusu.
Hava leylak.
Ve hava tomurcuk kokuyor.
Ne anlar acılardan güzel haziran.
Ne anlar güzel bahar!”
Böyle yakarır Hasan Hüseyin.
Çünkü Haziran, takvimin sıradan bir yaprağı değil, yılın en cömert ayıdır; hem verir hem alır.
Ağaçlar yeşilin en doygun tonuna dururken, gökyüzü masum bir maviye yaslanırken, toprak en dipten çiçek sürgünleri fışkırtırken…
İşte tam o çoşkunlukta, memleketin en gür sesleri birer birer çekilir dünyadan.
O yüzden Haziran’da ölmek zordur.
Çünkü insan son nefesini verirken bile hayat inatla çoğalır.
Cenaze toprağa iner, ama dallarda tomurcuk çatlar.
Gidenin ardından yas değil, hayat kalır.
Üç büyük kalem.
Üç büyük yangın.
****
Nâzım Hikmet...
Memleket hasretini sürgünün buzlu duvarlarına vura vura gitti.
Geride sadece mısralar bırakmadı; yarım kalmış bir halk rüyasını, bitmemiş bir hasreti emanet etti.
“En güzel deniz, henüz gidilmemiş olanıdır.
En güzel çocuk, henüz büyümedi.”
O gün bugündür uzak denizler biraz daha yakındır bize.
Çünkü Nâzım, umudu mavinin derinliğine gömüp gitti.
Kimse bulamasın diye değil, herkes arasın diye.
Orhan Kemal...
Yoksulluğun, emeğin, alın terinin romancısıydı.
Satırlarında ekmek kokusu vardı, fabrika düdüğünün keskin çığlığı, çamaşır iplerinde ağır kuruyan yoksulluk vardı.
İnsanı süslemeden, maskelemeden sevdi.
Kırılmışı, ezilmişi, horlanmışı...
Ve her romanında aynı cümleyi fısıldadı kulağımıza.
İnsanı anlatmak, ekmeği anlatmaktır.
Ekmeği anlatmak, adaleti anlatmaktır.
Adaleti anlatmaksa, insan kalmaktır.
****
Ahmed Arif...
Anadolu’yu hançer gibi taşıdı yüreğinde.
Sesi dağlardan yuvarlandı, zindan duvarlarını dövdü, turna kanadına değip geri döndü.
O sustuğunda bile şiiri susmadı.
“Benim sevdam kara sevda.”
O kara sevda hala bu memleketin taşında, toprağında, paslı zincirinde, gece yarısı kapısı çalınan evlerinin duvarında yaşıyor.
****
Geride ne kaldı peki?
Şiirler kaldı.
Romanlar kaldı.
Ağıtlar kaldı.
İsyanlar kaldı.
Ve hepsinin özetinde dört kelime kaldı:
Kavga. Barış. Özgürlük. Umut.
****

Umut… Deryalar kadar geniş.
Umut… Sürgünde yazılmış, mürekkebi gözyaşıyla sulanmış bir mektup gibi.
Umut…
Karanlığın tam alnına çakılmış paslı bir çivi gibi. Sökülmez.
Haziran artık sadece bir ay değil.
Haziran umut ayıdır,
Çünkü umut ölmez.
Haziran’da, yeniden, yeniden, yeniden doğar.